Küçük: "Bizim Bir 50 Yılımız Daha Yok!"
04.11.2026 - Çarşamba 11:37
Bir tarafta çözüm söylemleri, diğer tarafta savaş uçakları ve savaş gemileri! Kıbrıs Türk halkının geleceği, sonuç üretmeyen müzakerelerin ve belirsizliğin gölgesinde bırakılamaz.
Kıbrıs meselesinde yıllardır aynı açıklamaları duyuyoruz.
Barış, çözüm, müzakere, uzlaşma…
Ancak bütün bu söylemlerin arkasında cevap bekleyen temel bir soru var:
Güney Kıbrıs yönetimi gerçekten çözüm mü istiyor, yoksa mevcut düzenin devamını mı tercih ediyor?
Eski Rum Bakan Kostas Themistokleous’a atfedilen açıklamalar, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı.
Themistokleous’un, Rum tarafının gerçekte çözüm istemediği ve Nikos Hristodulidis’in müzakere sürecini uzatmayı tercih ettiği yönündeki değerlendirmeleri, Rum siyasetinin kendi içerisinden gelen önemli bir eleştiri niteliği taşıyor.
Bu iddialar doğruysa mesele yalnızca müzakerelerin sonuçsuz kalması değildir.
Mesele, çözüm söylemi ile gerçek siyasi irade arasındaki çelişkidir!
Üstelik tartışma yalnızca müzakere masasıyla sınırlı değil.
Rum Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ın Yunanistan’a ait F-16 savaş uçakları ve savaş gemilerinin adadaki varlığına ilişkin açıklamaları da dikkatle değerlendirilmelidir.
Haziran ayında geçici olduğu belirtilen askerî unsurların daha sonra kalıcı olarak konuşlandırılmasının gündeme gelmesi, Doğu Akdeniz’deki güvenlik dengeleri bakımından ciddi sorular doğurmaktadır.
Bir tarafta çözüm çağrısı, diğer tarafta askerî kapasiteyi artırma arayışı!
Elbette her yönetimin güvenlik politikaları olabilir. Ancak Kıbrıs gibi tarihsel anlaşmazlıkların ve karşılıklı güvensizliğin bulunduğu bir adada, askerî adımların siyasi sonuçları görmezden gelinemez.
Burada sorulması gereken soru açıktır:
Güney Kıbrıs yönetimi müzakereler yoluyla karşılıklı kabul edilebilir bir gelecek mi arıyor, yoksa mevcut siyasi ve askerî konumunu güçlendirerek kendi çözüm anlayışını mı kabul ettirmek istiyor?
Kıbrıs Türk halkı açısından çözüm, yalnızca uluslararası toplantılarda kullanılan diplomatik bir kelime değildir.
Çözüm; güvenliktir, egemenliktir, siyasi eşitliktir ve geleceğini özgür iradesiyle belirleyebilme hakkıdır.
Kıbrıs Türk halkının tarihsel tecrübelerini, güvenlik kaygılarını ve siyasi iradesini yok sayan hiçbir yaklaşımın kalıcı bir uzlaşma üretmesi mümkün değildir.
Avrupa Birliği üyeliği de bu gerçekleri ortadan kaldırmaz.
Rum yönetiminin uluslararası konumu, Kıbrıs Türk halkının haklarını görmezden gelmenin gerekçesi olamaz.
Kıbrıs’ta kalıcı bir anlaşma hedefleniyorsa öncelikle karşılıklı güveni zedeleyen politikalardan uzaklaşılması gerekir.
Müzakerelerin yalnızca devam ediyor olması başarı değildir. Önemli olan masada geçirilen yıllar değil, ortaya konulan gerçek siyasi iradedir!
Kıbrıs Türk halkının geleceği, sonuç üretmeyen ve belirsizliğin sürekli hale geldiği süreçlere mahkûm edilemez.
Rum yönetiminin askerî tercihleri, müzakere yaklaşımı ve Kıbrıs Türk halkının siyasi haklarına ilişkin tutumu birlikte değerlendirilmelidir.
Çünkü barış yalnızca konuşularak değil, güven oluşturacak somut adımlarla inşa edilir.
Ve artık şu sorunun açıkça cevaplanması gerekiyor:
Güney Kıbrıs yönetimi gerçekten ortak bir gelecek için mi müzakere ediyor, yoksa mevcut düzenin devamını mı tercih ediyor?
Kıbrıs Türk halkının güvenliği, egemenliği ve geleceği söz konusu olduğunda bu soruları sormaya devam edeceğiz.
Bizim için mesele yalnızca bugünün siyasi tartışmaları değildir. Mesele, çocuklarımızın hangi şartlarda yaşayacağı, gençlerimizin nasıl bir geleceğe uyanacağı ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası toplumda hak ettiği yeri nasıl alacağıdır.
Kıbrıs Türk halkının dünyayla buluşma hakkı, siyasi anlaşmazlıkların süresiz devamına bağlanamaz.
Kıbrıs Türk halkının geleceği belirsizliğe mahkûm edilemez!
BİZİM BİR 50 YILIMIZ DAHA YOK!




