Yurtdışında Yaşayan Kıbrıslı Türkler Birliği’nden Guterres’e mektup

18.02.2026 - Çarşamba 11:01

Haberi Paylaş:

Yurtdışında Yaşayan Kıbrıslı Türkler Birliği, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres’e mektup gönderdi.

Mektupta şu ifadelere yer verildi:

“Ekselansları,

15 Şubat 2026 tarihinde Kıbrıs konusundaki Kişisel Temsilciniz Sn. Maria Angela Holguín tarafından yapılan açıklamaya ilişkin olarak tarafınıza yazıyoruz.

Yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin temsilcileri olarak, adada diyaloga ve barışçıl, sürdürülebilir bir geleceğe olan bağlılığımızı sürdürmekteyiz. Ancak Sn. Holguin’in son açıklamasında yansıtılan yaklaşımın, Kıbrıs sürecini onlarca yıldır tanımlayan — ve ilerlemesini engelleyen — kalıpları yeniden üretme riski taşıdığına dair derin endişemizi saygıyla ifade etmek zorundayız.

Kıbrıslı Türk Halkı bu sözleri daha önce de duymuştur: hazırlık, sabır, güven artırıcı adımlar, beklentilerin dikkatli yönetimi, liderler arasında uyum. Bunları 2004 yılında Annan Planı için ayrı ayrı ve eş zamanlı yapılan referandumlar öncesinde de duyduk. 2017 yılında Crans-Montana’da sonuçlanan müzakereler sürecinde de tekrar duyduk.

2004 yılında Kıbrıs Türk Halkı kapsamlı bir çözüme “evet” oyu vermiştir. Kıbrıs Rum tarafı ise reddetmiştir. Buna rağmen, reddeden taraf uluslararası alanda tanınan “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak Avrupa Birliği’ne girmiş; Kıbrıs Türk Halkı üzerindeki izolasyonun sona erdirileceğine dair verilen sözler ise yerine getirilmemiştir. 2017 yılında da beklentiler yeniden yükseltilmiş, ancak sorunun kalbinde yer alan yapısal dengesizlik ele alınmaksızın süreç çökmüştü.

Sn. Holguin’in son açıklamasında Kıbrıs Rum yönetimine eleştirel bir değerlendirme yapılmaksızın “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak atıfta bulunulmaya devam edilmesinden endişe duymaktayız. 1960 Cumhuriyeti, Kuruluş, Garanti ve İttifak Antlaşmaları uyarınca iki toplumlu bir ortaklık devleti olarak kurulmuştu. Bu ortaklık, 1963 yılında Kıbrıs Türk Halkı’nın devlet kurumlarından silah zoruyla dışlanmasıyla çökmüştü.

1964 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 186 sayılı kararı, Rum yönetimini uluslararası temsile ilişkin amaçlar bakımından Kıbrıs Hükümeti olarak tanımıştır. Belirli bir tarihsel bağlamda kabul edilmiş olsa da bu karar uzun vadeli sonuçlar doğurmuştur. Ortaklık devletinin anayasal düzeni çökmüş olmasına rağmen, bir tarafın Cumhuriyet’in tek temsilcisi olarak uluslararası alanda hareket etmesine imkân tanıyarak fiilen yapısal bir dengesizliği kurumsallaştırmıştır. Kıbrıs Türk Halkı için bu durum, bugün yaşadığımız siyasi asimetrinin temelini oluşturan köklü bir adaletsizliktir.

Bu yapısal asimetri, Rum tarafının uluslararası tanınmışlık, Avrupa Birliği üyeliği, diplomatik statü ve ekonomik avantajlardan yararlanırken, Kıbrıs Türk Halkı ile eşitlik temelinde yetki ve refah paylaşımı konusunda sınırlı teşvikle karşı karşıya kalmasına yol açmıştır.

Temel sorun toplantı eksikliği ya da yetersiz hazırlık değildir. Sorun, Rum liderliği içinde Kıbrıs’ın özünde Helen bir ada olduğu ve Kıbrıs Türk Halkı’nın bu adada siyasi eşit kurucu ortak değil, bir azınlık teşkil ettiği yönündeki süregelen algıdır.

Kıbrıs Türk Halkı, 1960 ortaklık devletinin iki kurucu Halkından biri olarak doğuştan eşit haklara sahiptir. Rumlar kadar egemen bir Halkız. Siyasi eşitlik, özgün anayasal statümüzden ve self-determinasyon ilkesinden kaynaklanmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erhürman’ın seçilmesinin üzerinden dört ay geçmiş olup, kendisi sürekli olarak diyaloğa açık bir tutum sergilemiştir. Buna rağmen, Rum tarafı etkin katılımı güvence altına alan temel ilkeleri, dönüşümlü başkanlığı ve eşitliği yansıtan karar alma mekanizmalarını hâlen reddetmektedir.

Aynı zamanda güveni zedeleyen adımlar gözlemlemekteyiz:

  • 14 yaş altı Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum çocuklar arasında spor müsabakalarını kabul etmemesi.
  • Günlük hayatı kolaylaştıracak yeni geçiş kapılarının açılmasına direnç gösterilmesi.
  • Ekonomimizin yıkımına yol açma amacıyla mülkiyetle bağlantılı hukuki girişimlerin uluslararası alanda genişletilmesi.
  • İlave askeri iş birliği anlaşmalarının imzalanması.
  • Yabancı devlet adamlarının ara bölgeye getirilerek Kuzey’e “bakmalarının” sağlandığı sembolik ziyaretlerin düzenlenmesi; sanki Kıbrıslı Türkler adanın eşit ortak sahipleri değil de bir anomaliymiş gibi gösterilmeleri.

Bu arada, Kıbrıs Türk Halkı, 2004 referandumlarının ardından uluslararası toplum tarafından izolasyonun sona erdirileceğine dair verilen sözlere rağmen, doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve tam uluslararası etkileşim konularında kısıtlamalara tabi tutulmaya devam etmektedir.

Ekselansları, “bu kez farklı olmalı” demiştiniz.

Eğer bu kez gerçekten farklı olacaksa, tanıdık ifadeler ve öngörülebilir sonuçlardan oluşan bitmek bilmeyen döngü sona ermelidir. Altmış yılı aşkın süredir başarısız olmuş aynı yapısal hatalar yeniden paketlenip ilerleme olarak sunulmamalıdır.

Kıbrıs Türk Halkı adalet talep ettiği için artık cezalandırılmamalıdır. Diğer taraf münhasır uluslararası meşruiyetini ve buna bağlı avantajlarını korurken, bizden yapısal dezavantajlı bir konumdan müzakere etmemiz istenmemelidir.

Gelecekteki çabaların tekrarın ötesine geçmesini ve bu durumun on yıllardır tanımlayan temel dengesizliği ele almasını sağlamanızı saygıyla talep ediyoruz. Adalet, saygı, eşitlik ve tanınma retorik hedefler değildir; kalıcı bir çözümün ön koşullarıdır.

Bu kez gerçekten farklı olmalıdır.

Saygılarımızla,”

YORUM YAZ
Kare Hareketli Banner
Reklam Verebilirsiniz