Hasan Hastürer yazdı: Erhürman, Hristodulidis’e haddini bildirdi
10.09.2026 - Perşembe 09:00
İki liderin dün gerçekleştirdikleri görüşmenin perde arkasını yazan Hasan Hastürer görüşmede yaşananları anlattı.
Hasan Hastürer, iki liderin görüşmesini “tarihî” olarak nitelendirdiği yazısında “Erhürman, çözümden söz ederken Kıbrıs Türk halkının hayatını zorlaştıran Hristodulidis’in çelişkilerini yüzüne vurdu; maskesini indirdi.” ifadelerini kullandı.
Hastürer yazısında, “Erhürman, Rum Lidere “Çocukların spor yapmasını bile siyasi mücadele alanına çevirerek nasıl ortak gelecek kurulacak?” diye sorarak, Hristodulidis’in çözüm söyleminin ardındaki samimiyetsiz tutumu görünür kıldığının altını çizdi. Hastürer, Erhürman’ın görüşmede Kıbrıs Türk halkına yönelik son engellemeleri tek tek sıraladığına işaret etti.
Hasan Hastürer’in yazısının tamamı:
“Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis arasındaki dünkü görüşmeyi, gerçek anlamda tarihi bir görüşme olarak nitelemek istiyorum.
Neden?
Bir anlaşmaya varıldığı için değil. Çözüm söylemiyle, çözüme zarar veren davranışlar arasındaki çelişki, doğrudan muhatabının önüne konulduğu için.
En yalın tanımlamayla Erhürman, dün Hristodulidis’e haddini bildirdi.
***
Hristodulidis, Kıbrıs sorununda geçmişi, sicili tertemiz bir siyasetçi değildir. Crans-Montana’da kaçırılan tarihi fırsatın siyasi sorumluluğunu Anastasiadis’le birlikte taşıdığını herkes biliyor.
Yıllardır söylüyorum, yazıyorum… Müzakere istemekle çözüm istemek aynı şey değildir.
Masanın kurulmasını isteyebilirsiniz. Fotoğraf verebilirsiniz. Dünyaya çözümden yana olduğunuzu anlatabilirsiniz. Ancak, iki bölgeli, iki toplumla siyasi eşitliğin gereğini, içi dolu kabul etmiyorsanız, yaptığınız, çözümü aramak değil, çözümsüzlüğün sorumluluğundan kaçmaktır. Hristodulidis’e yönelik temel eleştirim budur.
Hristodulidis’in özüyle sözü örtüşmüyor. İki yüzlü değil, çok yüzlüdür.
Kimseye hakaret etmek istemem. İnsani ve mesleki terbiyem buna izin vermez. Ama nezaket, gerçeği söylemenin önünde engel de değildir.
Birilerinin, Hrsitodulidis’in “çözüm” söyleminin arkasındaki, çelişkili, samimiyetten uzak tutumu görünür kılması gerekiyordu.
Erhürman dün bunu yaptı. Yüzündeki maskeyi indirmek için ilk hamleyi çok iyi bir şekilde yaptı.
Erhürman, siyasetçi kimliğinin yanında bir akademisyendir. Hukukçudur. Sözcüklerini tartar. İnsani hassasiyetlerini korur. Kavga etmeyi sevmez. Ancak bu, söylenmesi gerekeni söylemeyeceği anlamına gelmez.
Dünkü tavrını, nezaket sınırlarını koruyan ciddi bir uyarı olarak okuyorum.
Çünkü aynı masada oturan iki liderin, uzlaşı noktasına birlikte varması gerektiğini biliyor. Birinin yürüdüğü yolda öteki sürekli çukur açarsa, ilerlemek mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin beklediği yapıcı iklim de tam burada anlam kazanıyor.
Erhürman bahar havası yaratmaya çalışırken, Hristodulidis’in tutumu fırtınayı besliyorsa, bunun adı karşılıklı güveni geliştirmek olamaz.
Dünkü bir saatlik bölümün büyük bölümünde Erhürman konuştu.
Hristodulidis’in patronluğunda Kıbrıs Türk Halkına yönelik saldırıların son yedi örneğini tek tek söyledi:
Avrupa Parlamentosu’nda kayıplar ve savaş suçları ele alınırken Kıbrıslı Türklerin yaşadıklarının dışarıda bırakılması…
Müzik etkinliklerinin baskılarla iptal ettirilmesi…
Barcelona’nın çocuklara yönelik Kuzey’deki futbol çalışmasının engellenmesi…
Taşınmaz Mal Komisyonu’nu işlevsizleştirmeye yönelik çabalar…
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mehmet Dânâ’nın yabancı diplomatik temsilcilerle temaslarına karşı engelleyici tavır…
Erhürman, öz olarak “Bunların hangisi güven yaratıyor? Hangisi iki toplumu birbirine yaklaştırıyor?
Çocukların spor yapmasını bile siyasi mücadele alanına çevirerek nasıl ortak gelecek kurulacak?”, diye sordu.
Bu sorulara, Hirstodulidis’in, “devlet olmanın” sağladığı imkânları hatırlatarak karşılık vermesi, yanıt değil elbet. Tam tersine, Kıbrıs Türk halkının kabul etmediği eşitsiz algılanma rahatsızlığını derinleştirir…
Hele bütün sıkıntıların çözümle ortadan kalkacağını söylemek…
Çözüme ulaşıncaya kadar Kıbrıs Türk halkına saldıracaksınız hatta hayatı zorlaştıracaksınız, sonra da çözümü adres göstereceksiniz.
Böyle bir yaklaşımın samimiyeti sorgulanmaz mı?
Erhürman’ın mütekabiliyet vurgusunu da bu çerçevede değerlendiriyorum. Çözüm istemek, karşı tarafın her hamlesi karşısında eli kolu bağlı beklemek değildir.
Diyalog iradesi, haklarımızdan vazgeçtiğimiz anlamına gelmez.
Hristodulidis’in siyasetini öncelikle Kıbrıs Rum toplumunun sorgulaması gerekir. Çünkü çözümsüzlüğün bedelini yalnız Kıbrıslı Türkler ödemiyor.
Ama bize yönelen engellemeler karşısında bizim de sesimizi yükseltmemiz gerekiyor.
Hem de çözüm irademizi kaybetmeden.
***
Uluslararası toplumun da liderlerin açıklamalarını dinlerken bu ayrımı gözetmesi gerekiyor. Kimin daha güzel konuştuğuna değil, kimin güveni büyüten adımlar attığına bakılmalıdır. Diplomasi, toplantı sonlarında kullanılan birkaç olumlu sıfattan ibaret değildir. İnsanların gündelik hayatına dokunmayan, eşitlik duygusunu güçlendirmeyen temasların toplumlarda umut üretmesi giderek zorlaşır.
Bu nedenle dünkü görüşmenin değerini, seslerin yükselip yükselmediğinde aramıyorum.
Esas değer, ertelenen soruların Erhürman tarafından açıkça sorulmasındadır. Hristodulidis bir sonraki görüşmeye gelirken, bu soruların üzerini genel sözlerle örtemeyeceğini hesaba katmalıdır. Önümüzdeki günlerde verilecek somut karşılık, dünkü uyarının yerini bulup bulmadığını hepimize gösterecektir.
Dünkü görüşmeyi önemli kılan, Erhürman’ın bu iki sorumluluğu birlikte sahiplenmesidir.
Hem çözüm aramak hem halkının onurunu ve haklarını korumak.
Hristodulidis bir sonraki görüşmeye nasıl gelecek?
Göreceğiz.
Ancak artık yalnız ne söylediğine değil, söylediklerinin karşılığında ne yaptığına bakacağız.
***
Bu arada dünkü görüşme sonrası BM, her zamanki “ Yapıcı bir görüşme oldu” içerikli açıklamayı yapmaması dikkat çekicidir.
Hristodulidis’in Rum başkanlık sarayına dönüşte, görüşmede konuşmaları yansıtmayan sözleri ise bir başka not edilecek konudur.”




