Masadaki Hayaller, Sahadaki Gerçekler: Kıbrıs'ta İki Devletli Yeni Dönem
31.07.2026 - Cuma 11:08
Zoraki Ortaklık Mümkün mü? Kıbrıs'ın Gerçek Yüzüyle Tanışın
Uluslararası ilişkiler disiplininde, teorik tartışmalar ile sahadaki pratik gerçeklikler her zaman örtüşmemektedir. Kıbrıs meselesi, bu uyumsuzluğun en somut örneklerinden biridir. Uzun yıllardır uluslararası toplum tarafından tek çözüm yolu olarak "iki toplumlu, iki kesimli federasyon" modeli öne sürülmektedir. Ancak adanın sosyolojik ve politik gerçekliği, kağıt üzerindeki bu planlarla uyuşmamaktadır. Mevcut durumda, kalıplaşmış diplomatik söylemleri bir kenara bırakarak meseleye daha gerçekçi bir perspektiften yaklaşmak gerekmektedir. Sahadaki gerçeklik; zorla bir arada tutulmaya çalışılan bir ortaklık değil, egemen eşitliğe dayalı iki bağımsız devletin varlığıdır.
Federasyon İnadı: Geçmişin Hatalarını Tekrarlamak Zorunda mıyız?
Tarihsel sürece bakıldığında, federasyon modelindeki ısrarın işlevsizliği açıkça görülmektedir. 1960 yılında kurulan ortaklık devleti, yalnızca üç yıl varlığını sürdürebilmiştir. 1963 yılında yaşanan çatışmalar ve krizler sonucunda Kıbrıs Türkleri, kurucu ortağı oldukları devlet yapısından zorla dışlanmıştır. Günümüzde adada dilleri, dinleri, eğitim sistemleri ve toplumsal kimlikleri tamamen farklı, birbirine karşı güvenini yitirmiş iki ayrı halk bulunmaktadır. Geçmişte yaşanan travmatik tecrübelerin ardından, bu iki farklı yapıyı yeniden aynı siyasi çatı altında birleştirmeye çalışmak sürdürülebilir bir yaklaşım değildir.
"Evet" Diyen Neden Cezalandırıldı? Diplomasideki İkiyüzlülükle Yüzleşmek.
Taraflar arasındaki güven kırılmasının ve müzakere süreçlerinin neden başarısız olduğunun en net örneği 2004 yılındaki Annan Planı referandumunda yaşanmıştır. Bu süreçte Kıbrıs Türk halkı çözüm planına "evet" derken, Rum tarafı net bir şekilde "hayır" oyu kullanmıştır. Ancak sürecin sonunda, çözümü reddeden Rum tarafı Avrupa Birliği'ne tam üye yapılarak ödüllendirilmiş, çözümden yana olan Türk tarafı ise ambargolar altında kalmaya devam etmiştir. Arkasına AB'nin siyasi gücünü alan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, adadaki siyasi hakları Türk tarafıyla eşit bir şekilde paylaşmaya yanaşmamaktadır. 2017 yılında gerçekleştirilen Crans-Montana görüşmelerinin çökmesinin temel nedeni de bu eşitsiz diplomatik zemindir. Uluslararası sistemin sergilediği bu çifte standart, federasyon ihtimalini Kıbrıs Türkleri açısından tamamen tüketmiştir.
Sadece Bir Ada mı? Doğu Akdeniz'deki Büyük Satranç Tahtasında Neler Oluyor?
Kıbrıs meselesi, yalnızca adada yaşayan iki toplumu ilgilendiren lokal bir sorun olmaktan çıkmış, Doğu Akdeniz'deki enerji ve güvenlik denklemlerinin merkezine yerleşmiştir. Bu bağlamda Hüseyin Işıksal'ın makalesinde yer alan stratejik benzetme konuyu oldukça iyi özetlemektedir; yazar, Kıbrıs'ı Ortadoğu'ya yakınlığı ve taşıdığı yüksek stratejik önem dolayısıyla adeta "hiç batmayan bir denizaltı" olarak tanımlamaktadır (Işıksal, 2022, s. 199). Günümüzde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, iddia ettikleri maksimalist deniz yetki alanlarıyla bu stratejik alanı ve Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrini kapsamındaki haklarını Antalya Körfezi'ne sıkıştırmayı hedeflemektedir. Bu jeopolitik kuşatmanın kırılabilmesinin en önemli yolu, bölgede kendi sınırlarını ve haklarını koruyan bağımsız bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) varlığıdır.
Tek Ada, İki Komşu: Kalıcı Barışın Gerçek Anahtarı Bu mu?
Tüm bu siyasi ve tarihi gerçekler ışığında, 2020 yılından itibaren Kıbrıs Türk tarafının uluslararası platformlarda savunduğu "egemen eşitlik" vizyonu stratejik bir zorunluluktur. Uluslararası ilişkilerde egemenlik hakkı tanınmayan toplumlar, er ya da geç başka bir otoritenin tahakkümü altında azınlık statüsüne düşme riskiyle karşı karşıya kalır. Kıbrıs Türkleri, kendi adalarında bir azınlık olmayı reddetmektedir. Nitekim bugün Kuzey Kıbrıs'ta sadece etnik bir topluluk değil; yasama, yürütme ve yargı organlarıyla tam anlamıyla işleyen, kurumsallaşmış bir devlet mekanizması bulunmaktadır. Sahada böylesine somut bir devlet gerçekliği varken, çözüm arayışlarını geçmişin başarısız planlarına hapsetmek rasyonel değildir.
Kıbrıs'ta kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın tesisi, adada iki ayrı halk ve iki bağımsız devlet olduğu gerçeğinin uluslararası toplum tarafından kabul edilmesine bağlıdır. İşlevsizliği defalarca kanıtlanmış formüllerle zaman kaybetmek yerine, yan yana yaşayan ve birbirinin egemenlik haklarına saygı duyan "iki iyi komşu" modeli, adanın ve bölgenin istikrarı için yegane çözüm yoludur.
ELİF EYLÜL AKTÜRK
Kaynakça
Işıksal, H. (2022). Kıbrıs’ta İki Devletli Çözüme Dayalı Yeni Dönem. Yeni Türkiye, (127), 199-206.




